Demokrat Parti ve 27 Mayıs 1960 Darbesi

20. yüzyılın ortalarında Türkiye; siyasi istikrar, ekonomik kalkınma ve toplumsal değişim arasında hassas bir dengeyi korumaya çalışan bir yapı içerisinde bulunmuştur.

Demokrat Parti ve 27 Mayıs 1960 Darbesi

20. yüzyılın ortalarında Türkiye; siyasi istikrar, ekonomik kalkınma ve toplumsal değişim arasında hassas bir dengeyi korumaya çalışan bir yapı içerisinde bulunmuştur. Bu dönemde Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi, tek parti döneminin sona ermesi anlamına gelmiş ve halkın siyasal katılımına yeni bir yön kazandırmıştır.

Bu dönemde yaşanan hızlı sosyal değişimler, ekonomik dalgalanmalar ve siyasi kutuplaşmalar, dönemin Türkiye’sinde toplumsal gerilimleri artırmış, bu da askeri müdahalelerin zemini için elverişli bir ortam yaratmıştır. Çok Partili hayatın ilk denemelerinin yaşandığı bu dönemde iktidarda bulunan siyasilerin izledikleri politikalar, yüksek rütbeli komutanların görüş ve istekleriyle çatışınca, iktidara karşı yürütülen darbe kaçınılmaz bir hal almıştır.

Tarihi perspektiften bir değerlendirme yapılması gerekirse Demokrat Parti (DP), ilk olarak 1946 yılında kurulmuş ve aynı yıl yapılan çok partili hayattaki ilk seçimlerde iktidara gelememiştir. Ancak 1950 seçimlerinde büyük bir zafer kazanarak 27 yıllık Cumhuriyet Halk Partisi’nin tek parti iktidarına son vermiştir. Bu seçim, Türkiye’nin demokratikleşme sürecinde bir dönüm noktası olarak değerlendirilir.

Demokrat Parti, daha sonraki 1954 ve 1957 seçimlerini de kazanmış, böylece on yıl boyunca ülkeyi yönetme imkanı bulmuştur. 1950 seçimlerinin ardından 22 Mayıs’ta Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmış ve Refik Koraltan Meclis Başkanı seçilmiştir.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise Demokrat Parti Genel Başkanı ve İzmir Milletvekili Celal Bayar, 453 milletvekilinden 387’sinin oyunu alarak Türkiye Cumhuriyeti’nin üçüncü cumhurbaşkanı olmuştur. Hükümeti kurma görevi Aydın Milletvekili Adnan Menderes’e verilmiş, bu süreç Türkiye’nin siyasi tarihinde yeni bir dönemin başlangıcını simgelemiştir.

Demokrat Parti’nin iktidara gelirken ortaya koyduğu temel program dört ilkeye dayanmaktadır. Bunlar: “Ekonomik kalkınma, patronaja dayalı yeniden dağıtım, muhafazakâr modernleşme ve milli iradeyi esas alan demokratikleşme”. İlk yıllarda bu politikalar hem ekonomik büyümeyi teşvik etmiş hem de geniş halk kesimlerinde destek bulmuştur.

Ancak 1950’li yılların ikinci yarısından itibaren dış borçlanma, tarımda yaşanan verim düşüşü ve döviz darboğazı gibi ekonomik sıkıntılar bu projelerin sürdürülebilirliğini zayıflatmıştır. 1957 seçimleri Demokrat Parti için bir kırılma noktası olmuştur. Parti ilk kez ciddi bir oy kaybı yaşamış, bu durum iktidarın meşruiyet algısını zedelemiştir.

Ekonomik krizlerin yanı sıra, siyasi alanda muhalefet partilerine ve toplumsal muhalefete karşı sertleşen politikalar öne çıkmıştır. Basının susturulması, üniversite gençliğinin gösterilerinin şiddetle bastırılması ve muhalif aydınların üzerindeki baskılar, iktidarın giderek otoriterleştiği yönündeki kanaatleri güçlendirmiştir.

Demokrat Parti iktidarının artan baskıcı tavrı sadece sivil toplum kesimlerinde değil, orduda da rahatsızlık yaratmıştır. Özellikle ordu modernleşmesinin ihmal edilmesi, düşük rütbeli subayların ekonomik sıkıntılar içinde bırakılması ve askeri hiyerarşi içinde belirli grupların dışlanması, genç subaylar arasında gizli örgütlenmelerin doğmasına yol açmıştır.

Bu rahatsızlık, 27 Mayıs 1960 sabahında Türk Silahlı Kuvvetleri içindeki bir grup subayın yönetime el koymasıyla sonuçlanmıştır. Darbenin ardından Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Gürsel ülkenin başına getirilmiştir. Darbe sonrasında Milli Birlik Komitesi (MBK) adı verilen bir askeri yönetim kurulu kurulmuş ve tüm siyasi yetkiler bu komitenin elinde toplanmıştır.

Milli Birlik Komitesi içerisinde daha uzun süre iktidarda kalmak isteyen grup kısa sürede tasfiye edilmiş, yerine seçimle işbaşına gelecek sivil bir yönetimin en kısa zamanda kurulacağı vaat edilmiştir. Böylelikle askeri müdahale, geçici bir yönetim modeli olarak sunulmaya çalışılmıştır.

27 Mayıs Darbesi’nin gerekçeleri arasında öne çıkan başlıklar şunlardır: “basın ve fikir özgürlüğüne yönelik baskılar, partizan yönetim anlayışının yerleşmesi, yasama organının meşruiyetini yitirmesi, plansız ve popülist yatırımların ekonomiyi zor duruma sokması ve giderek ağırlaşan hayat pahalılığı”.

Milli Birlik Komitesi tarafından yayımlanan “Milli Birlik Komitesi’nin Direktifi” ve “Memleket Meseleleri Hakkında Temel Görüşler” adlı bildirilerde ise dengeli bir devletçilik anlayışı, adil bir vergi sistemi, toprak ve tarım reformu, işçilerin sosyal haklarının güvence altına alınması, yeni bir anayasa ve modern bir ordu yapılanması öngörülmüştür.

Ancak bu süreç sancılı geçmiştir. Yassıada’da kurulan Yüksek Adalet Divanı, Demokrat Parti yöneticilerini uzun bir yargılama sürecine tabi tutmuştur. 9 ay 27 gün süren davalar sonunda 14 kişi idama, 31 kişi ise ömür boyu hapse mahkum edilmiştir.

17 Eylül 1961’de Adnan Menderes, Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan idam edilmiştir. Bu infazlar, Türk siyasi tarihinde derin izler bırakmış ve sonraki yıllarda askeri müdahalelerin meşruiyeti tartışmalarının merkezinde yer almıştır.

Sonuç olarak, 27 Mayıs 1960 Darbesi Türkiye’de demokrasi tarihinin en kritik dönemeçlerinden biri olmuş, hem sivil-asker ilişkilerinin seyrini değiştirmiş hem de yeni bir anayasa ve kurumsal düzenin zeminini hazırlamıştır. Ancak aynı zamanda, siyasette darbelerin bir çözüm yöntemi olarak görülmesinin de önünü açarak Türkiye’nin demokratikleşme sürecine gölge düşürmüştür.

27 Mayıs Darbesi, Türkiye siyasal tarihinde sadece bir askeri müdahale olarak değil, aynı zamanda demokratik kurumların sınavı olarak da değerlendirilmelidir. Darbenin ardından uygulanan adli süreçler hem hukuki hem de toplumsal açıdan tartışmalara yol açmış, siyasi iktidarın meşruiyeti ve halkın temsil mekanizmaları konusunda derin etkiler bırakmıştır.

Sonuç olarak bu deneyim, Türkiye’de demokrasi, sivil-asker ilişkisi ve siyasi kültürün şekillenmesinde kritik bir dönemeç olarak tarih sahnesinde yerini almıştır. Aynı zamanda 27 Mayıs darbesi için Türkiye’de demokrasiye vurulan ilk darbe demekte uygun bir ifade olacaktır.

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.

Güncel Haberleri