Televizyonun Kısa Tarihi

Televizyonun Kısa Tarihi

"Dünyayı Sizin İçin İzleyen Televizyon"

Televizyonun ülkemize ilk girdiği an ve şu an arasında kocaman bir uçurum var tabii ki. Televizyondan önce radyo olduğu için, ilk zamanlarda radyonun sesi aynı şekilde çıkan ama ekstra olarak görselini görebildiğimiz hali insanlar için baya bir tuhaf olmuş olmalı. Çünkü sonuçta gerçeklik artmış oldu. Televizyonu modernleşme yolunda kült adımlardan biri olarak görmeliyiz. İlk başta insanlar televizyonu sadece haber almak, ülkedeki olaylardan haberdar olmak için kullanırken bu, zaman içerisinde televizyon sektörünün içine eğlence girmeye başlayınca değişti. Hayati haberlerin dışında şeylere yöneldiler. İnsanlar haberin yanı sıra aynı zamanda haber sonrası film/dizi izlemeye de başladılar. Buna ek olarak reality şovlar da çok görür olmaya başladık. Tabii o zamanlarda televizyon gece 12’de İstiklal Marşı ile kapatılan, çoğu kesime göre daha saygılı bir televizyonculuk dönemini çağrıştıran dönemlerdi. Zaman içerisinde istiklal marşı da yok oldu, gerçek televizyon tüketiminin de etkisi azaldı. Seksenlerde tek tük diziler ve filmler olurmuş, insanlar da yayın günlerini iple çekermiş, izlenirken çıt çıkmazmış çünkü bir daha izleyecek bir fırsat bulamazlarmış. Ama günümüzde eski televizyon raconu diye bir şey kalmadı. Çünkü insanların erişebilme olasılığı arttı. İnsanların bir filmin yayın gününe kadar beklemesine gerek kalmadı. Eskiden insanlar televizyona göre kendilerini ayarlarlardı, şimdi de insanlar televizyonları kendilerine göre ayarlıyorlar.

Televizyonunun hayatımızda büyük bir yer almasından sonra sosyal yaşam ölmüş gibi geliyor. İnsanlar televizyondaki gerçekliğe kendilerini fazla kaptırır hale geliyorlar. Televizyondaki hayata özeniyorlar, onun içinde yaşamaya başlıyorlar, hayal kuruyorlar, gün geliyor belki hiç başından kalkmadan izleyebiliyorlar. Yani televizyonun gelişimi ve yaygınlaşması bir yandan insan hareketini de kısıtlayan bir aktivite haline geldi. Gün içerisinde televizyonun başından kalkmadan izlediğimiz için de dışarı çıkmak aklımıza bile gelmiyor ya da arkadaşlarımızla buluşmak, ya da oturup birileriyle sohbet etmek… Hatta yeri geliyor bir araya gelinen arkadaş aktivitelerinde bile oturup televizyona bakılıyor. Konuşmayı bile unutuyoruz zaman zaman, iki cümleyi zor kuracak hale geliyoruz.

SOSYALLEŞEMEME

Mesela sohbet etmeyi unutur hale geldik. Eskiden bir araya gelindiğinde edilen o kalabalık sohbetler yerini boş bir televizyon ekranına bıraktı. Hayatımızın vazgeçilmezi haline geldi sessizce. O kadar vazgeçilmez ki bir ev tutulduğunda içine eşya koyulurken bile ilk önce televizyon alıyoruz. Bazen yeri geliyor televizyondaki birine sinirleniyoruz, duymayacağını bile bile ona sitemimizi dile getiriyoruz hatta. Günlük sohbetlerin yerini televizyondaki gerçekliğin sahibi, ekrandaki insanlar aldı.

Ülkemizde televizyonun ilk zamanları başta insanlara haberleri bildirmek içindi, daha sonra da televizyon kendine yeni bir görev edindi. Dünyada ve ülkemizin başarıları televizyonda gösterildi. Örneğin İstanbul boğaz köprüsü açılışı ve Türkiye’nin Eurovision şarkı yarışmasına katılması gibi olaylar. Bu tip ülkemiz açısından önemli olayların televizyon ekranında gösterilip geniş kitlelere yayılması, insanlarda milli ruhu daha da coşkulandırmıştır.

Tabii bunu şimdi günümüzle karşılaştırırsak, ben o dönemlerdeki coşkunun günümüzde de görüldüğünü söyleyemeyiz maalesef. Televizyon günümüzde geçmişte olduğundan daha yaygın ama aynı milli duyguyu yitirmiş gibiyiz. İnsanlar televizyonlarda artık kendini harekete geçirecek duygular aşılayan haberler değil de, günün tüm yorgunluğunu unutturacak eğlendirme ya da gerçek hayattan uzaklaştıran tarzda şeyler görmek istiyor.

YAYGINLAŞMA

Tabii ki zaman içerisinde TRT’nin saltanatı son buldu ve yanına başka kanallar eklenmeye başladı. Televizyonda artık tek bir kanalın duygu ve düşünceleri değil de, farklı görüşlü veya da aynı konuyu farklı cümlelerle dile getiren birçok kanal meydana gelmiş oldu. Bu kadar kanal olunca, televizyon üzerinde kanal değiştirmenin ya da sesle oynamanın kolay bir yolu olmalıydı. Bu sırada da kumanda devreye girdi. Uzaktan istediğimiz gibi değiştirebilir olduk bu sayede. Eskiden televizyonun kendi üstünde olan tuşlar, kumanda sayesinde bizi yerimizden kaldırmadan işimizi halletmemizi sağladı. Bu sırada televizyonların gece 12’de kapanma olayı da tarih oldu. Artık 7 gün 24 saat hizmet verebilir hale geldi televizyon ve biz bu şekilde tamamen televizyonun esiri olduk. Sosyal hayatımızı içine aldı ve dizilerle gerçeklikten uzak pembe bir hayatın hayaline umutlanır hale getirdi. Televizyon endüstrisinin gelişmekte olduğunu görenler de bu sayede televizyonla uyumlu dvd ve video oyunlarını keşfetti, piyasaya sürdü. Yine televizyonun modernliğinden fazla uzaklaşmamak adına yeni televizyon içerikleri üretildi, daha fazla film, reality showlar, diziler ve daha fazlası. İnsanları asla dışarı salmamaya yemin etmişler gibi… Bu kadar televizyon ürünün yanına bir de daha fazla nasıl para kazanabiliriz diye düşünmüş olacaklar ki, reklam kavramı türedi. Gerçekten kelimenin tam anlamıyla televizyonda iki dakika rahat yokmuşçasına sürekli yayın. Bu kadar dizi ve program olunca da haliyle farklı kanallar birbiriyle rakip oldu ve kıyasıya bir mücadelenin içerine girdi: reyting. İnsanlar deli gibi içerik üretiyorlar, her şeyin filmini/dizisini yapıyorlar, her kitabın, romanların. Kendilerine içerik çıkartabilecek her şeyi sömürmeye başlıyorlar.

DOĞRU HABERCİLİK

Bu kanallarda haber spikerlerine düşen rol aslında çok fazla. Çünkü olan haberi yorumlayarak bize aktarıyor ve biz de bir insanın yorumunu dinleyerek o yoruma yorum yapmış oluyoruz. Zaman ilerledikçe aslında televizyona getiren denetleme ile de spikerlerin konuşmaları, tüm söyleyecekleri önceden yazılır, buna göre yayın yapılır hale geldi. Çünkü bu insanların konuşmalarında taraf belirten bir ses tonu olmamalıydı. Çünkü insanlar yorum dinlemek için açmıyorlardı televizyonu, aksine tarafsız bir şekilde gündemdeki haberin bize aktarılması lazımdı. Bu arada yanlış da anlaşılmasın, tartışma programlarına karşı olmak denilemez, orada istedikleri kadar tartışabilirler ama haberlerin gerçekliğine dokunulmamalı.

Gerçek hayattan yorulmuş, belki dönemin koşullarından, belki kendi gündelik hayatından sıkılanların kaçabileceği ortak yer televizyon oldu. Hatta tam adres vermek gerekirse direkt diziler. İnsanlar dizilerdeki karakterde kendilerini bulmaya başladılar, benzettiler karşısındaki insanın hayatını; hatta direkt o olmak istediler. Karakterleri o kadar sevdiler ve bütünleştiler ki; hatta örnek vereyim, Kurtlar Vadisindeki karakterlerden biri olan Süleyman Çakır karakteri vefat ettiğinde, gerçek hayatta buna çok üzülen fanları gıyabında cenaze namazı okutmuşlardı. Bu kadar abartanın saçmalık olduğu su götürmez bir gerçek. Ya da yabancı dizilere olan aşırı hayranlık da buna örnek verilebilir.

ÇOCUKLARA ETKİSİ

Ve bundan maalesef ki en çok etkilenenler de yetişmekte olan yeni nesil. Televizyonda her gördüğünü almak isteyenler mi dersin, dizi karakterlerindeki gibi bir fizik uğruna bıçak altına girmeyi düşünler ve hatta girenler mi dersin… Bunda en büyük suçun ebeveynlerde olması tartışılabilir bir şey ama, bebeklikten itibaren çocuk her ağladığında sırf o ağlamasın diye ne istiyorsa ona istediğini vermekle başlayan bu konu maalesef ki büyüdüğünde en son evden çıkmayı istemeyecek kadar asosyal bir birey olmaya kadar gidiyor. Son karikatür de tam olarak bununla alakalı. Çocukları dışarı çıkartmayı beceremiyoruz. Hatta dışarı çıkarmayı bırak ellerinden televizyonun kumandasını/oyununu bile alamıyoruz.

Çocuklara büyüyünce ne olacaksın diye sorulduğunda bile oyuncu veya oyunculukla ilgili şeyler cevabını alıyoruz. Gerçi hoş, günümüzde bir dizide oynamak için artık sadece keşfedilmek yeterli, işin eğitimini almış olmayı kimse umursamıyor. Gündelik hayatımızın vazgeçilmezleri arsında sabah kalkıp bir sabah programına bakmak, öğlenleri bir dizi, o bitince başka bir dizi, ardı arkası kesilmeyen reklamlar, ve tabii akşam haberleri. Böylesine başta zevk için hayatımıza aldığımız bir aracın, şimdilerde zararlarından bahsediyoruz. Televizyon ahlakımızı bozuyor mu, çocuğum artık televizyonu bırakıp dışarı çıksın, artık neden kitap okuyamaz olduk gibi soruların cevabını arar hale geldik. Bir hevesle hayatımıza soktuğumuz bu ürünü nasıl parça parça hayatımızdan sökebiliriz, çünkü ele geçirdi de biraz bizi…

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.